Pulpit Rock, Preikestolen Rehberi

yazan MilesForDreams

Preikestolen kayasının en ucundayız.

Vee ‘Ölmeden önce yapılacaklar listesi’ ne Pulpit Rock, Preikestolen tırmanışı ile bir tik daha atılır…

Fotoğrafını ilk defa ingilizce dil bilgisi dersinde gördüğümden bu yana buraya çıkmak en büyük hayallerimden birisi olmuştu. Ulaşmak için bolca yürüyüş ve efor sarf ettiğimiz, sonrasında ulaştığımız manzaranın bize her şeyi unutturduğu ve bolca ‘iyi ki’ dediğimiz bir deneyim yaşadık. Keşke her zorluğun, mücadelenin sonu böyle güzellikler vadetse.

Norveç bugüne kadar gördüğümüz en güzel ülkelerden birisi oldu. O kadar güzel manzaralar gördük ki herhalde en favori seyahatlerimizden birisi oldu desek özellikle bizi instagramdan takip edip, bizimle gezenler şaşırmayacaktır.

Eğer instagramda hala bizi takip etmiyorsanız buraya tıklayarak bizi takip edebilirsiniz. En güzel fotoğraflarımız Instragram’da bizden söylemesi. Yazıya geçmeden minik de bir spoiler verelim.

Yürek mi yediniz dedirten cinsten kareler

Seyahat sonrası dönüş yolunda arabada Norveç’in en’lerini konuşuyorduk ki sıra ‘en mutlu, en güzel an’ı oylamaya geldi. İkimiz birden aynı anda ‘Preikestoken’ cevabını verdik. Cevaplarımızı verdikten sonra hatırladım ki biz Preikestolen’un tepesinde daha tatilin en başında drone’umuzu kaybettik. İnerken birimizin dizindeki sakatlık nüksetti ve ertesi güne deliler gibi istediğimiz Trolltunga tırmanışını gerçekleştiremedik ama her şeye rağmen Preikestoken tırmanışı mükemmel bir deneyimdi. Drone nasıl düştü, çıkarken zorlandık mı, nerede bu Preikestoken merak ediyorsanız daha fazla oyalanmadan yazıya geçiyorum.

Ama öncesinde Norveç’te tüm seyahatimiz ne kadar tuttu, ve nelere ne kadar harcadık merak ediyorsanız buradaki yazımıza, rotamızı nasıl çizdik 8 gün boyunca nereleri  gezdik merak ediyorsanız buradaki yazımıza göz atabilirsiniz.

Öncelikle azıcık coğrafi bilgi verelim. Pulpit Rock nerede ve ulaşmak için Norveç’in hangi bölgesine gitmeliyiz?

Ana kayaya varınca en güzel fotoğraflar için biraz daha yukarı çıkmak gerekiyor

Preikestolen, diğer adıyla Pulpit Rock Norveç’in güneybatısında yer alan sudan 604 metre yüksekte bulunan, sanki törpülenmiş gibi duran, dikdörtgen ve ikonikleşmiş bir kaya. Ana kayadan bir yarıkla ufaktan özgürlüğünü ilan etmiş olan bu kayanın 100 sene sonra tamamen koparak Lysefjorden fiyordunun sularına düşmesi bekleniyor.

Pulpit Rock’a ulaşmak için biz Oslo havalimanından Jorpeland’a doğru yola çıktık ve o ilk gece Jorpeland’da konaklayıp ertesi gün trekking yaptık. Jorpeland’a ulaşmak için önce karayoluyla Lauvvik’e vardık oradan bizi beş dakikada karşıya geçiren Oanes arabalı feribotuna bindik. Preikestolen kayasına ulaşmak için en kolay ve ucuz yöntem bu gibi geldi bize. Ayrıca Jorpeland trekkingin başladığı otoparka da çok yakın konumda olduğu için sabah rahatça ulaşabildik alana.

Bu tabelayı gördüğünüz yerden tırmanış başlıyor. Dizliklerimiz ve biz tırmanışa hazırız.

Preikestolen’a araba ile ulaşım sağlıyorsanız bolca otopark alanı mevcut. İki adet otopark var. Bir tanesi Lower, diğeri Upper olarak geçiyor. Biz yürüyüş yolunun başladığı Lower otoparka bıraktık. Wc, yeme içme vb ihtiyaçları giderebileceğiniz son nokta Lower otoparkın olduğu alan. Aralarında ücret farkı bulunmuyor. Arabanızı bıraktıktan sonra dönüşte çıkarken turnikede kredi kartıyla ödeme yapabiliyorsunuz. Bu otopark için 24 saatlik ücret 200 krondu. Yol üzerinde aracı otopark ücreti vermeden bırakan bir kaç kişi görmüştük google mapsden ama oraya varınca tabelaları görünce cesaret edemedik.

Otopark ücretlerinin bu kadar yüksek olmasının sebebini evinde kaldığımız Norveç’li ev sahiplerimizden birisine sorduk. Cevabı şu oldu. Norveç’te bu tarz tırmanış rotalarında bazı turistler kendilerini riske atarak akılsızca tırmanıp sonra zora düşünce kurtarma ekibini çağırıyorlarmış. Kurtarma ekipleri de helikopterle gelip sizi alıyorlarmış ve bu hizmet Norveç’te ücretsizmiş. Yani fiyordlarda bir de helikopter turu yapmak isterseniz aklınızda bulunsun. 🙂 İşte bu sağlanan hizmetin karşılığı olarak da otopark ücretleri yüksek tutuluyormuş.

Ara ara güzel manzaralar eşliğinde ilerliyoruz

Eğer 270 metre yükseklikten başlayan trekking rotasında 4 km yürüyüp, 334 metre tırmanmayı göze alıyorsanız muhteşem bir fiyord manzarası da ödülünüz oluyor.

Preikestolen, diğer adıyla Pulpit Rock aslında Norveç’in en turistik bölgesi olan Bergen-Flam-Geirangerfiyordundan biraz daha güneyde yer alıyor. Yani bu bölgeye sadece bu trekkingleri yapmak için geliyorsunuz desek yanlış olmaz. Ama hazır bu bölgeye gelmişken 200 km uzaklıktaki Trolltunga tırmanışını yaparak en turistik şehirlerden Bergen bölgesine geçmek ya da biraz daha ekstrem bir aktivite isterseniz Preikestolen’e 80 km uzaklıktaki Kjerag kayasına tırmanmak güzel bir alternatif olabilir. Kjerag’ın fotoğraflarına internette denk gelmiş olabilirsiniz. Hani şu meşhur iki kaya arasına sıkışmış yuvarlak bir kaya var ya, ondan bahsediyorum. Benim fotoğrafa bakarken ayaklarım kesiliyor.

İnsanın ayaklarının altından kanı çekiliyor.

Eğer daha kısıtlı zamanınız varsa Stavenger’de bir havalimanı olduğunu, yolculuğa burada da başlayabileceğinizi hatırlatıp tırmanışın detaylarına geçelim.

Hem Pulpit Rock tırmanışını hem de Trolltunga tırmanışını yapmak isteyenlere önden bir uyarı verelim. İki tırmanış da ağır fiziksel aktivite gerektirdiği ve bu bölgede yapılacak en güzel şeyler bu tırmanışlar olduğu için ikisini de yapmak istiyorsanız ve bizim gibi zaman kısıtınız varsa bu demek oluyor ki  iki gün üst üste tırmanış yapacaksınız. Eğer zamandan yana sıkıntınız yoksa arada bir gün es verip dinlenmek güzel bir hareket olur. Biz Trolltunga’ya çıkamadık. Kim bilir belki ilerde bir gün yine gideriz.

Preikestolen tırmanışını hava şartlarından dolayı sadece nisan-eylül arasında gerçekleştirebiliyorsunuz. Diğer zamanlarda kar ve zorlu hava koşulları trekkingi riske soktuğu için tırmanış önerilmiyor.

Biz bir gece önce Preikestolen’e en yakın noktalardan Jorpeland’da konakladık. Stavenger’de konaklayıp feribot ile tırmanış günü Preikestolen’e gelme de başka bir alternatif olabilir. Ancak eğer sabah saatlerinde kaldığınız yerden Pulpit kayasına doğru gideceğinizi düşünürseniz sabah arabalı feribota bineceğinizi aklınızda bulundurun.

Tırmanışı eğer kondisyonunuz iyiyse ve zamanınız kısıtlıysa yarım günlük bir aktivite olarak planlayabilirsiniz. Toplamda 8 km yürüyorsunuz, molaları hesaba katmadan sadece yürüyüş toplamda 4 saat sürüyor. Eğer zamanınız varsa burayı tam bir gün olarak planlayın çünkü insan bir kere zirveye çıktı mı her köşesinde fotoğraf çekmek istiyor. Tabi bir de tırmanışın çok kolay olmadığını da ekleyelim. Biz toplamda 28 km süren Trolltunga tırmanışına odaklanıp burayı çıtır çerez görmüştük ama yanılmışız. Birinci km biraz dik bir tırmanış oluyor burada baya nefes nefese kalıyorsunuz. Üçüncü km’de ise büyük kayalardan oluşturulmuş merdivenleri çıkıyorsunuz. En zorlayıcı kısımlar bu km’ler.

Bazen böyle yerlerden geçerek ilerliyorsunuz.

Ara ara çıkıp ara ara da bin bir zorluklarla çıktığınız yerleri inince insan biraz zorlanıyor. Parkur olarak da Trolltunga’ya göre daha dar bir alandan yürüdüğüzü eklemeliyim. Yani bizim gibi yüksek sezonda yürürseniz arkanızdaki kondisyonlu kitlelerin nefesini ensenizde hissedebilirsiniz. Ara ara trafik oluyor, bazen kenarda durup arkadakilerin geçmesini bekliyorsunuz.Her düzlükte insan geldiğini sanıyor meşhur kayaya ama etrafınızda gördüğünüz en yüksek yere çıkmadan gelmemiş oluyorsunuz hedefe. Ama ara ara da çok güzel manzaralar eşlik ediyor size.

Kırmızı T harfini görüyorsak doğru yoldayız demektir.

Yürüyüş rotasında yerlerde, kayaların üzerinde kırmızı harflerle T harfini takip etmeniz gerekiyor. Norveç’te diğer trekking rotalarında da bu kırmızı T harfi yol gösterse de sanırım en az ihtiyacınız olan yer Pulpit Rock olabilir çünkü gündüz tırmanış gerçekleştiriyorsanız kaybolmanız imkansız çünkü bir insan güruhuyla ilerliyorsunuz. Sadece bu kayayı her sene 200 bin kişinin ziyaret ettiğini düşününce kalabalık çok da mantıksız gelmiyor.

Buraya kadar zor kısımlarından bahsetsem de aslında gözünüzde çok da büyütmeyin çünkü bu tırmanışı bizle beraber gerçekleştiren kimler gördü bu gözler kimler. 70 yaşında dedeler, 4-5 yaşında kendi başında yürüyerek çıkan çocuklar, bebeklerini oturttukları koltuklarını sırtlanıp çıkan cefakar ebeveynler ve en çok takdir ettiğim ve özendiklerimden kocaman ve ağır kamp çantaları ve çadırlarıyla tırmananlar…

Belli noktalarda acil durumlar için sığınma kulübeleri bulunuyor.

Yukarı çıkarken size konforlu bir tırmanış sağlayacak bir kaç şeyden bahsetmek istiyoruz. Biz bu konuyu baya araştırmış olduğumuz için deneyimlerimizle de birleştirince fayda sağlar diye düşünüyorum.

  • Trekking ayakkabıları: Bu olmazsa olmaz diye düşünün. Yani çok büyük rahatlık sağlayacak emin olun. Taşların kayaların üzerinden yürürken burkulma, düşme gibi istenmeyen durumlardan sizi koruyacak. Tercihen su geçirmeyen ayakkabılar daha faydalı olur. Malum Norveç’in havası biraz sürprizli, tedarikli olmakta fayda var.
  • Terinizi dışarı atacak termal kıyafetler ve spor çorabı. Özellikle sıcak havalarda tırmanış için en hayat kurtarıcı konulardan. Hatta mümkünse bir de yedek süper olur. Yedek demişken eğer yağışlı bir havada gidilecekse çorap, tshirt vs gibi bir kaç yedek almakta fayda var. Biz temmuz ayında tırmanmıştık. Yağmursuz bir havada şortlar çok konforlu oluyor ancak yağmurlu ise su geçirmeyen pantolonlar ve havanın soğumasına karşın polar iş görecektir.
  • Su, su, su : Su bu liste içindeki en önemli husus. Ben kişi başı 2 lt sudan daha azı önermiyorum. Biz dönüş yolunda biraz su sıkıntısına düştük. Eğer güneşli bir günde çıkıyorsanız çıkışta bolca terleyeceksiniz. Tepede de zaman geçireceğinizi düşünürseniz suya bolca ihtiyacanız olacak. Trekking boyunca ne yazık ki su satın alabileceğiniz bir nokta ya da suyunuzu doldurabileceğiniz bir şelale bulunmuyor.(Kışın nasıl oluyor deneyimlemedik.)
  • Şapka ve güneş kremi : Biz şapkayı öneriyoruz ama bizde şapka yoktu ne yazık ki. Eksikliğini tepeye çıkınca anladık. Güneş kremi de olmazsa olmaz. Tepede ne bir ağaç ne bir kaya gölgesi var. Tüm insanlar güneşin altında takılıyor öylece. Yani yemek molası da verseniz güneş altında yiyorsunuz. Bir ara başımıza güneş geçer mi diye korktuğumu hatırlıyorum.
  • Yağmurluk. Güneş kremi ve şapka sonrası yağmurluk ne alaka diyebilirsiniz ancak bu bölgelerde hava istikrarlı değil. Bir anda yağmur ya da sis bastırabilir. Hazırlıklı olmakta fayda var.
  • Atıştırmalıklar. Bizim yanımızda protein barlarımız ve atıştırmalıklarımız vardı ancak heyecandan yemek yemek hiç aklımıza gelmedi. Süre olarak çok üzün sürmediği için öğle yemeği vs paketlemedik çıkarken.
  • İlaç: Ben her daim yanıma ağrı kesici ve mide için olan ilaçları alıyorum ama bugüne özel burkulma ve incinmeye özel rahatlatıcı jeller de aldım. Ayrıca ayakkabıların vurma ihtimaline karşılık bolca da yara bandı depolamıştık.
  • Eğer dizlerinizde sakatlık varsa ya da kondisyonunuza güvenmiyorsanız baton kiralayabilirsiniz. Yolda batonlarla yürüyenleri görmüştük.
  • Son madde de yanınıza almanız gereken değil almamanız gerekenlerle ilgili bir madde olsun. Yoğun efor gerektirdiği için sizi yoracak, ekstra yük olacak hiç bir gereksiz eşya almamanızı öneririm. Sonuçta hepsini kendiniz taşıyacaksınız günün sonunda.

Bu manzara her şeye değer

Peki drone’un akıbeti ne oldu? Pulpit Rock’da drone uçurmak serbest mi? Hemen o konuyu da anlatayım. Bizim “Vecihi”(rahmetli drone’un ismi) bizim gibi Norveç’i çok sevmiş olacak ki kendisine manzaralı bir yer seçti en güzelinden. 🙂

Ana kayanın olduğu alanda drone uçurmak yasak. Zaten kocaman tabela asmışlar daha Pulpit Rock’a gelmeden, bu noktadan sonra drone uçurmak yasaktır diye. Eğer drone’un menzili iyiyse Pulpit kayasına açıktan drone’u gönderip çekim yapabilirsiniz. Biz uçurmanın serbest olduğu yerde ilk bataryayı takıp uçurduk. İkinci bataryayı takıp biraz daha çekim yapmak istediğimizde bizimle aynı anda bir başka drone daha havalandı. Kısa bir hangisi bizim drone’du karmaşasından sonra drone’u açığa gönderdikten sonra sinyal koptu. Normalde bu sinyal kopma problemi İstanbul’da uçururken de sıkça başımıza geliyordu ancak drone kalktığı yerin GPS sinyaline göre kendisi geriye dönüyor ve bir şekilde sinyali geri alıyorduk. Ancak bu sefer drone geri dönmedi ve sinyal koptuğu için nerede olduğunu da anlayamadık. Son sinyal gönderdiği yere de baktık ama koca dağda küçücük drone’u bulmak neredeyse imkansızdı. Biz de mecburen iniş yoluna geçtik ve drone’umuzla vedalaştık. Merak edenler için drone’umuzun markası ve modeli DJI Spark idi.

Tepedeki küçük bir gölet

İşte bir Preikestolen macerası bu şekilde bitmiş oldu. Biz görmek için bolca hayal kurduğumuz, heyecanlandığımız, kalbimizi pıt pıt attıran yerlerden birisine tik atmış olmanın mutluluğuyla ayrıldık buradan. Sizin de hayallerinizin peşinden koşacağınız anlar ,günler bol olsun.

Sevgiyle ve mutlu kalın.

2 Yorum

Elif 13/08/2018 - 8:49 pm

Ellerinize sağlık. Bilgilendiriçi yazı açık ve net bir şekilde ifade edilmiş. Harika iş çıkarmışsınız. 👏

Yanıtla
MilesForDreams 27/08/2018 - 9:05 pm

Çok teşekkürler Elif’cim. Mutlu olduk yorumunla. 🙂 Sevgiler

Yanıtla

Yorum ve Sorularınız

Beğenebileceğiniz Diğer Yazılar