Amsterdam Gezi Rehberi : Avrupa’nın Vegas’ı Günahlar Şehri

yazan MilesForDreams

Amsterdam evleri

Kanallar şehri mi desek, günahlar şehri mi desek, özgürlükler şehri mi desek bilemedik. Bunların hepsini bir arada bulabileceğiniz hafıza kartlarını dolduran, bizim gezi rotalarımızın torpilli çocuğu Amsterdam gezi rehberimize buyurun. Her şeyden biraz bulacağınız bir yazı olacağının sözünü şimdiden veriyoruz. Yeme içme rehberi için buraya tıklayabilirsiniz.

Üniversitedeyken Hollanda’da Erasmus yapmış olmamdan mütevellit Amsterdam’ı çok defa gezme şansına sahip oldum. Bizde güzel hatıralar bırakmış olacak ki (hatırlayabildiğimiz kadarıyla :)) döner dönmez Amsterdam “Biz buraya yine gidelim” dediğimiz şehirler listesine zirveden giriş yaptı.

Eğer Amsterdam’a Avrupa’nın Las Vegas’ı muamelesi yapıp kafaları çekelim, Red Light’tan çıkmayalım mantığı ile gidiyorsanız saygı duyarız. 🙂 Coffeeshop ve space cake maceramızı okumak için buraya tıklayın. Ancak Amsterdam fotoğrafik olarak gerçekten çok tatmin edici bir şehir. Her köşesinde durup fotoğraf çekmekten gezi planınızın gerisinde kaldığınız yerlerden birisi olacak, garantisi bizden.

Eğer şu ana kadar okuduklarınız ile sizi Amsterdam’a gitmeye ikna edebildiysem aklınıza ilk gelecek soru ile devam ediyorum.

Ne zaman gidelim?

Bu sorunun cevabı bünyenizin soğuğa karşı toleransına bağlı. Ne yazık ki Amsterdam yaz tatilinde giymek için aldığınız tiril tiril elbiseleriniz ile akşam da takılabileceğiniz bir yer değil. Eğer çok üşüyen birisi iseniz kış aylarını pas geçmek fayda olabilir. Biz 2013’te eylül sonu gittiğimizde ince kısa montlar ile idare etmiştik. Nisan ayındaki son seyahatimizde ise şans yüzümüze güldü. Yıllık D vitamini ihtiyacımızı 2 günlük Amsterdam gezimiz ile karşıladık, hatta gitmeden Amsterdam’a da güneş kremi götürecek değiliz herhalde dediğimize bin pişman olarak geri döndük. Özetle Nisan-Ekim arası en uygun zamanlar diyebiliriz. Tabi söz konusu Hollanda olunca yağmurun her zaman ihtimal dahilinde olduğunu hatırlatmak gerek. Belki enteresan gelecek ama haziran ayı en yoğun yağış alan ay olarak geçiyor.

Ulaşım mevzusu

Koltuğunuza yaslanın ve kendinizi Amsterdam Tren Yolları‘na bırakın. Hollanda’da oldukça gelişmiş bir tren ağı mevcut. Uçağınız Schiphol havalimanına indikten sonra hemen üst kata çıkıp tren biletinizi otomatlardaki makinelerden para ya da kredi kartı ile alabilirsiniz. Ekranlardan Amsterdam Centraal’e giden trenlerin nereden kalkacağını öğrendikten sonra “Spoor” yani peron numaranızı bulup trene binebilirsiniz. Ama bitmedi. Eğer bizim her zaman yaptığımız gibi 2nd Class yani ekonomi sınıfı bir bilet aldıysanız bineceğiniz kabinlerin üstünde 2 yazması gerekiyor. Eğer yanlışlıkla 1’e binip kontrole denk gelecek olursanız bilet memuruna bir daha yapmayacağınıza sözler verip turist olduğunuzu anlatmaya çalışırken kolaylıklar dilerim. Hollanda’da öğrencilik zamanlarımdan da hatırladığım kadarıyla çok fazla kontrol olmuyor. Yani aslında elinizi kolunuzu sallaya sallaya bilet almadan trene binebilirsiniz ancak olası bir kontrolde kat kat fazla ceza yiyeceğinizi hatırlatırım. Erasmus’ta 75 millet arasından tren ve tramvaylara bilet almadan binmeye çalışan bir İtalyan bir de Türk öğrencilerdi.Hatta Türklerden yakalanıp ceza yiyenler de olmuştu. Türkler bu konularda heyecanı seviyor diye uyarmak istedik.

Amsterdam Centraal’a ulaştıktan sonrası ise oldukça kolay.Tercih sizin ancak konaklayacağınız yerin uzaklığına göre yürüyerek ulaşabileceğiniz bir çok otel mevcut. Amsterdam ile ilgili güzel olan şey ise istasyondan çıktığınız gibi şehrin hareketliliğine karışacak olmanız.

Nerede konaklayalım

Gitmeye karar verdiniz, hatta uçak biletinizi de aldınız. Otel bakmaya başladınız ama renginiz yavaştan yeşile dönmeye başladı mı? Bu konuda yalnız değilsiniz. Amsterdam konaklama açısından pahalı sayılabilecek şehirler arasında. Bu konuda yapılabilecek en önemli şey aylar öncesinden rezervasyon yaptırmak. Hatta ekonomik olmasını geçiyorum yer bulabilmek için de aylar öncesinden bu işi halletmenizi tavsiye ederim. Biz çoğunlukla otel rezervasyonlarımızı Booking.com üzerinden yapıyoruz. Eğer ekonomik olsun derseniz Hostel, Airbnb gibi alternatiflere de yönelebilirsiniz.

Gelelim şehrin hangi bölgesinde konaklamanız gerektiğine. Eğer Amsterdam’ı bizim yaptığımız gibi yüreyerek gezme niyetiniz varsa şehrin merkezini tercih edin derim. Biz ilk gittiğimizde Rembrandtplein’de Grand Hotel’de kaldık ikinci gidişimizde ise Dam Meydanı’nda Rho Hotel’de kaldık. Rho Hotel konum açısından çok iyiydi. Otelden çıkıp 5 adım atınca Dam meydanına çıkıyorsunuz. Genel itibariyle Rho hotelden çok memnun ayrıldık.

Amsterdam’ı nasıl gezelim, Iamsterdam Card mevzusu

Amsterdam’ı yürüyerek gezdirme konusunda ısrarcı olacağımız konusunda baştan uyarıyorum. Biz iki seferde de tabana kuvvet dedik ve yürüdük. Bizim gibi az mola çok yürüyüş şeklinde gezerseniz bile günde 14-15 km ancak yürüyerek her bir yanını tavaf edebilirsiniz.

I amsterdam Card konusuna gelirsek; ben az yürüyeyim toplu taşıma bolca kullanayım, gitmişken de Van Gogh müzesine gireyim, üstüne bir de kanal turu yapayım derseniz bu kart mantıklı olacaktır. 24,48,72,96 saatlik olarak alabildiğiniz bu kartın ücretleri sırasıyla 57,67,73,87 euro şeklinde oluyor. Ancak Rijkmuseum ve Anna Frank House’da geçerli olmadığını belirtmekte fayda var. Rijksmuseum’da cüzi de olsa bir indirim sağlıyor. Bu kart ile şehir içinde ulaşım sınırsız ancak; şehirler arasındaki tren seferleri kapsamıyor. Yani Schiphol Havalimanından Amsterdam merkeze gelirken bu kartı kullanamazsınız. Kart hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak için linke tıklayabilirsiniz.

Özetle bana çok mantıklı gelen bir kart olmadı. Burada bir itirafımız var. Biz çok müze gezmeyi sevmiyoruz sanırım. Onun yerine sınırlı zamanımızda şehri keşfetmeyi tercih ediyoruz. Her yeri yürüyerek gezmek, ara sokaklarında kaybolmak, yeni yerler keşfetmek daha eğlenceli geldiği için toplu taşıma bile kullanmadan döndük diyebilirim. Amsterdam bence yürüyerek gezilecek şehirler arasında ve size de yürüyerek gezmenizi öneririm.

Waag Şatosu

Amsterdam’da Gezilecek Yerler

Red Light District

Eğer Amsterdam’a geldiyseniz Red Light District’e gitme niyetiniz olmasa bile bu insan kalabalığı nereye gidiyor diye birilerinin peşine takılırsanız soluğu burda almanız yüksek ihtimal.

Red Light hayat kadınlarının cam vitrinlerinin içinde müşterini beklediği bir sokak. Amsterdam’ın en turistik bölgesi olması sebebiyle güvenle dolaşabileceğiniz bir yer. Tek başına bayanlar bile rahatlıkla gidip gezebilirler. Fotoğraflarını çekmeye çalışırsanız hırçınlaşabilirler. Hollandalılar hayat kadınlarının olduğu bir bölgeyi şehrin en turistik yeri olarak pazarlayabilmişler,bize de kendilerine şapka çıkartmak kaldı doğrusu.

Ayrıca bu bölgede bir çok coffee shop da var. Aslında şehrin gece gündüz en kalabalık bölgelerinden bir tanesi Red Light.

Dam Meydanı

Dam Meydanı

Amsterdam Centraal’den çıkıp dümdüz yürürseniz bu bölgeye çıkarsınız.

Madame Tussauds balmumu heykel müzesinin bulunduğu, sokak sanatçılarının gösteri yaptıkları bir bölge. Biz nisan ayında gittiğimizde Dam meydanına kocaman bir lunapark kurmuşlardı.

Bu meydana gelirken ya da dönerken Kalverstraat’tan geçerek giderseniz hareketli bir alışveriş caddesinden geçmiş olursunuz.

Hazır Dam meydanından söz etmişken kimileri için gereksiz olsa da kimileri için de hayat kurtarıcı olan bir bilgi veriyorum. Dam meydanındaki de Bijenkorf adlı avm’nin en üst katında tuvalet ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

Begijnhof

Begijnhof

Burası orta çağda ahşaptan yapılan evlerden günümüze miras kalan 2 binadan birisine ev sahipliği yapıyor. 34 numaralı bina şehrin en eski binası da denebilir. Haritadan yerini işaretlerseniz kolayca bulursunuz. Burası aslında bir avlu ve bir kapıdan geçerek giriyorsunuz. Eskiden rahibelerin yaşadığı bir bölge imiş. Burayı da ibadethane olarak inşa etmişler. Eğer bu bölgeden geçiyorsanız uğrayabilirsiniz.

Rijksmuseum ve I Amsterdam Harfleri

Hollanda’nın en büyük sanat müzesi olan Risjksmuseum’u elbetteki ziyaret edecekseniz değil mi? Bizimle beraber 1350 turistin yaptığı gibi I amsterdam harflerinin önünde fotoğraf çekip dönecek haliniz yoktu. 🙂

Rijksmuseum ve Iamsterdam harfleri

 Van Gogh Müzesi

Eğer Van Gogh’a ilginiz varsa kaçırmamanız gereken bir şans. Giriş ücreti 17 Euro ancak Iamsterdam kart sahiplerine ücretsiz.
Ben öğrenciliğim sırasında gezmiştim o yüzden son gittiğim seferlerde girmedik.

Vondelpark

Rijksmuseum’u gezip yoruldunuz ve biraz çimlere yatıp dinlenmek güzel olur diyorsanız sizi Rijksmuseum’a oldukça yakın olan Vondelpark’a alalım. Bizim ülkemizde olmadığı için mi bilmiyorum ama şehirde park bulduysak Türkler olarak o parka illa ki gidilecek, yeşili seven bir milletiz sanırım. İçinde irili ufaklı göletlerin olduğu tatlı bir park. Eğer zamanım çok kısıtlı diyorsanız şöyle bir uğrayıp da çıkabilirsiniz. Giriş tabiki ücretsiz. Yapmayın medeniyetin beşiğindeki Hollanda’dan bahsediyoruz. 🙂

Anne Frank House

Burası II.Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali sırasında saklandığı çatı katında tuttuğu günlüklerin sonradan bulunup yayımlanması sonrasında meşhur olmuş küçük Yahudi kızının evi. Önünde uzun kuyruklar oluyor. Giriş ücreti 9 euro. Biletinizi online olarak da alabilirsiniz.

Bloemenmarkt

Mazhar Alanson’un sarı lalelerini aldığı pazar işte burası. Hayal kırıklığına uğramayın diye önden uyarmak istedik. Çiçek pazarı tohum alabileceğiniz, güzel laleler göreceğiniz bir yer. Şöyle bir girip çıkabilirsiniz ama daha fazlasını beklemeyin.

Rembrandtplein

Rembrandtplein

Amsterdam’da döndüğünüz her köşede bir hareketlilik, kafeler ve insan kalabalığı görüyorsunuz. Rembrandtplein de o meydanlardan bir tanesi işte. Bu meydanda yan yana bir sürü heykel var, ilk gittiğimizde eşimin önünde fotoğraf çektirme talebini reddetmiş ve “Yok yaa heykel işte” demiştim. Tatilden döndükten sonra aynı zamanlarda Amsterdam’da takılmış olduğum Paris Hilton’un bu heykellerle çekilmiş fotoğraflarını görünce son gidişimizde benim neyim eksik Paris’ten dedim ve vurdum gözüne pozların. Paris Hilton ile baş başa yemek maceramız için tıklayınız.

Rotamızı nasıl çizelim nereden başlayalım gezmeye

Bu sorunun cevabı hangi otelde kaldığınız ile çok bağlantılı olsa da temel olarak şunu söyleyebilirim:

Rijksmuseum ve Vondelpark’ı aynı güne denk getirmeniz yararınıza olacaktır. Müzede gezip yorulduktan sonra parkta dinlenme fikri kulağa güzel geliyor değil mi? Eğer yeterli enerjiniz varsa civarda Heineken Experience ve Albert Cuyp market gibi seçenekler de mevcut.

Diğer gününüzde de Red Light District, Dam Meydanı, Kalverstraat, Begijnhof, Leidseplein, Rembrandtplein’i gezerek ilerleyebilirsiniz.

Eğer bir başka gününüz daha varsa o zaman size Amsterdam’a yakın olan civarda keşfedilecek yerleri öneririm. Biz bu gidişimizde Giethoorn’u tercih ettik. Giethoorn yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. İlerde bir gün yine gidecek olursak o zaman da Marken, Volendam, Edam ve Zaanse Schans gibi yerleri keşfetmeyi planlıyoruz.

Seven Bridges

Amsterdam’a gitmişken yapmadan dönmeyin

  • Amsterdam’dasınız. I amsterdam harflerinde bir fotoğrafınız olmadan dönerseniz arkanızdan ağlar, bizden söylemesi.
  • Bisiklet kiralayıp şehri gezin ( İtiraf 2: Biz yapmadık. )Amsterdam bisiklet trafiği oldukça yoğun bir şehir olduğu için karşıdan karşıya geçerken ya da en ufak bir sokak arasında yürürken bile sürekli etrafınıza bakmanız gerek. Nereden çıkacakları hiç belli olmuyor.
  • Coffeeshop’lara uğrayın. Uyuşturucu kullanın demiyoruz tabi ki şayet merak ediyorsanız atmosferi görmek için bile girip çıkabilirsiniz. Peki bizim coffeeshop maceralarımızı merak ediyor musunuz? Onu da “Coffeeshop Maceramız” yazısında okuyabilirsiniz.
  • Red Light District’in ara sokaklarında gezinmeden dönmeyin.
  • Eğer 3 tam gününüz varsa Amsterdam’a yakın yerlerden dünyanın en masalsı şehri Giethoorn’a mutlaka ama mutlaka gidin. Giethoorn yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.
  • İçeceğinizi alıp kanal kenarında ayaklarınızı sallandırıp geleni geçeni izleyin.
  • Eğer noel zamanı gidiyorsanız Allah aşkına Oliebollen yiyin. Merak etmeyin sokaklarda arabalarda yapıp satıyorlar denk gelirsiniz illaki. Üstüne pudra şekeri dökülmüş kızartılmış yuvarlak hamur tatlısı diyebiliriz. Son iki gidişimde noel zamanı olmadığı için hiç denk gelemedim.
  • The Pancake Bakery’de omleti boşverin ama pancake yemeden dönmeyin.

Bunları yapmadan da dönebilirsiniz

  • Heineken Experience: Burda kobay olarak kullandığımız “Bi gidin bakalım nasılmış” diye gazladığımız eşimizden, dostumuzdan özür dileriz. Biz denemedik. Pişman değiliz.
  • Kanal Turu : Şaşırdınız mı bilmiyorum ama bir çok kaynakta kesinlikle yapın dense de bizce mutlaka yapılması gereken bir aktivite değil. Örneğin kanalların arasında yürüyerek gezemeyeceğiniz Venedik’te bence kesinlikle yapılması gereken bir aktivite iken Amsterdam’ı bu kategoriye sokmayacağım. Tabi eğer Iamsterdam karta zaten sahipseniz o zaman işler değişir.


10 maddede Amsterdam özeti

  • Amsterdam özgürlükler ülkesi. Marijuana serbest, eş cinsel evliliği serbest, çılgın partiler serbest.
  • Amsterdam’ın güzelliğini aldığı kanalları ve köprüleri şehrin olmazsa olmazı.
  • Binaların mimarisi çok güzel. Ancak bazı binalar o kadar yamulmuş ve öne eğilmiş ki büyük usta Michael Jackson’un Smooth Criminal klibindeki hareketini düşünüp, kendisini anmadan edemiyorsunuz.
  • Bisiklet Amsterdam’lılar için çok önemli. Canlarını al bisikletlerine dokunma.
  • Lezzetli damak çatlatan yemekler beklemeyin, Hollanda mutfağı çok zengin değil. Popüler sayılan yerlerde denediğimiz yemeklerden bile memnun kalmadıklarım oldu.
  • Amsterdam’ın Londra’dan bile daha kuzeyde yer aldığını hatırlatıp havanın soğuk olabilme potansiyeline dikkat etmek gerek.
  • Coffeeshoplar Amsterdam’ın turistik bölgelerinin olmazsa olmazı.
  • Red Light bölgesi belki de dünyada eşini başka yerde bulamayacağınız bir yer.
  • Amsterdam’ın meşhur Gouda peynirini gezerken tadım yapabileceğiniz bir sürü market mevcut. Peynir satın almak isterseniz mumlanmış şekilde olduklarından rahatça dönerken getirebilirsiniz.
  • Hollanda’nın milli çiçeği laleleri. Lale festivali döneminde gitmiş olmamıza rağmen Amsterdam şehrinde lale festivali zamanında gitmemize rağmen çok fazla lale görmedik ancak lale meraklılarına Amsterdam’a 40 dakika mesafedeki lale tarlalarının olduğu Keukenhof’u önerebiliriz. Ayrıca şehirdeki her hediyelik eşya dükkanında ahşap lale bulabileceğiniz gibi canlı tohum alma isterseniz de Bloemenmarkt’tan satın alabilirsiniz.

2 Yorum

Ceyda 13/05/2017 - 3:20 pm

Okumaya başladığında hmm çok keyifli bir tatil fikri hissini uyandırdı! İnce ayrıntılarıyla aradığım herşeyi bulabildim, fotoğraflara söyleyecek laf yok 👌🏻 Kaleminize, objektifinize sağlık 😄

Yanıtla
milesfordreams 13/05/2017 - 3:48 pm

Canım çok teşekkür ederiz. Beğenmene çok çok sevindik.

Yanıtla

Yorum ve Sorularınız

Beğenebileceğiniz Diğer Yazılar